Arayıp Bulamayanlara (:

22 Eylül 2017 Cuma

Tiffany'de Kahvaltı

Son zamanlarda birçok blogda bu kitabın yorumunu gördüm. Bir de filmi varmış; ama ben onu izlemedim. Çok ilginç bir kadın anlatılıyor kitapta. Huzuru arıyor. Tabi bu arayış yolunda belli sebeplerden dolayı sürekli büyük değişimler yaşıyor. Bir de ona aşık bir adam var. Güzel ve kısa bir kitap.

  • Ben gerek kendimin, gerek benim olacak her şeyin ait olduğu yeri buluncaya dek hiçbir şeye sahip olmak istemiyorum.
  • Sakın bir yabaniyi sevmeyin Bay Bell. Dok’un yaptığı yanlışlık buydu. …Kalbini bir yabaniye vermemelisin: Onları ne kadar çok seversen onlar da o kadar kuvvetlenirler. En sonunda ormana kaçacak kuvveti kazanırlar. Ya da bir ağacın en tepedeki dalına uçarlar. Sonra daha yüksek bir ağaca. Sonun bu olur Bay Bell. Eğer kendini yabani bir şeye kaptırırsan, sonunda gökyüzüne bakakalırsın.

19 Eylül 2017 Salı

Kaçan Şehir

Yeraltı edebiyatı okumayı seviyorum. Bazıları çok hoşuma gidiyor. Lakin ne yazık ki bu hoşuma giden kitaplar kategorisine giremedi. Yazar nereliydi?.. O milletten birinin yazdığı kitabı ilk kez okuyorum hatta. Bu iyi bir başlangıç olmadı. İki millet arasındaki bağ ve çatışmaları görebildiğimiz bir kitap aslında. Türklerle kimin arasında?.. Neyse. Geç yorum ekleyince böyle oluyor, unutuyorum.

  • İntiharı bir gerçeklikten diğerine kaçış olarak görüyorum. Orada da burada olan aynı gerçeklik var.
  • Ben yazın yaşayıp kışın rock dinliyorum.
  • Yanıp kül olmuş kahve isteği dilimi tahrik etti. Rock başladı.
Kendini başarılı görüyor musun?

-Evet, ben en başarılısıyım çünkü artık kaybedecek bir şeyim yok.

18 Eylül 2017 Pazartesi

Siyasetin Temel Kavramları

Okuduğum bölüm sebebiyle almak ve okumak zorunda hissettiğim bir kitaptı. Ancak okuduktan sonra herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu fark ettim. Günümüz siyasetçilerin kullandığı kelimelerin altında neler gizlendiğini bu şekilde çok iyi anlayabiliriz.

Birbirinin aynısı sandığımız birçok kelimenin birbirinden farklı olduğunu da bu kitap sayesinde öğreniyoruz. Politika ve siyaset aslında birbirinden ne kadar farklı şeyler. İngilizce çeviride eş değer olduklarını düşünebiliyoruz oysa ki. Bir de tüm terimlerin yan kısımda İngilizce karşılığını vermesi de bir diğer güzel yanı. Başlangıç için güzel bir kitap. Tam bir başucu.

Aynı zamanda sonrasında okuyabileceğiniz kitaplarla da sizlere yol gösterecektir.


  • “Katı” ütopyaların kurgulanması mevcut koşulların büyüme ve gelişme yönündeki potansiyelini ortaya koymanın bir yoludur. Neyin olabilir olacağına dair bir vizyonun yokluğunda siyaset teorisi mevcut olan tarafından alt edilir ve böylece eleştirel yönünü kaybeder.
  • Muhalefet sırf muhalefet yapmak için muhalefet yaparsa siyasal tartışma “tezahürat ve yuhalama siyaseti” olarak adlandırılan şeye indirgenir.

17 Eylül 2017 Pazar

NUTUK

Nutuk sürekli olarak okumak istediğim bir kitaptı. Lakin bazı korkularım ve önyargılarım vardı. Bu önyargı şuna dayanıyordu: Yazım dilinin eski kelimelerle dolu olması ve okuduğumu bu yüzden anlayamamam. Lakin sağ olsun yayın evleri herkesin anlayabileceği şekilde düzenlemeler yapmış. Eğer sizin de böyle bir çekinceniz varsa rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Kitabın amacı anladığım kadarıyla ilk elden belgelerde zamanın tarihine ışık tutmak. Bu yüzden de sürekli olarak o zamanki telgraf yazışmalarını görüyoruz. Bu güvenilirlik açısından güzel bir nokta oluyor. Çünkü tarihi kendi göstermek istediği gibi anlatan kişilere rastlayabiliyoruz. Eğer edebi bir eser bekliyorsanız bu beklentiniz karşılanmayacaktır. Lakin sanırım yayın evinin sona yaptığı eklemeler bir hayli hoştu.

  • Padişah köleliğiyle elde edilen iktidar makamı iktidarsızlık örneğidir.
  • Ne kadar zenginlik ve refah içinde olursa olsun bağımsızlığından yoksun millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmaktan başka bir şey olamaz.
  • Dünyanın bugünkü genel şartları ve yüzyılların akıllarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük hata olamaz.
  • Lafla, politika ile, düşmanın aldatıcı vaatlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz.
  • Efendiler, maddi ve özellikle manevi çöküş korku ile… güçsüzlükle başlar.

10 Eylül 2017 Pazar

Üsküp 1 2

Ayın 5'inde Makedonya'ya geldim. Ee insanın gezenti bir ailesi olunca Erasmus'tan onlar da faydalandı. Yaz tatili yapmadığımız için 1 hafta için onlar da geldi. Bayağı gezdik. Hatta Üsküp'te gezilmesi gereken listesinin tümünü tamamladık denilebilir. Sadece tepedeki haç kaldı. Bugün de oraya gideceğiz. Değişik şeyler gördük elbette. Bir sürü fotoğraf ve video çektim birazını da buraya ekleyeceğim. 

En Komik: Türk pazarını gezerken bir baklavacı gördük. Teyze içerde oturuyordu. Küçük bir yer. Lakin vitrininde olanlar öyle bir ironi belirtisi ki gülmeden edemiyorsunuz. İlk olarak en üstte Recep Tayyip afişi :D Bir altında Turkish Baklava yazısı :D Onun altında ise Angela Merkel yazısı. Bunlar arasında bağlantı kuran Türk teyzeyi tebrik ediyorum :D

En Gafil Avlandığımız: Türkiye'de çeşme suyu içmek belki de sigara içmekten daha tehlikelidir. Biz tabii alışkın olduğumuz için burada da içme suyu almaya çalıştık. Marketten 1.5 litrelik 4 su aldığımızda çalışan adam şok oldu. Biz nereden bilelim burada çeşmeden su içilebildiğini :) Haa bir de sokaklarda çok değişik üste doğru fışkıran çeşmeler var. Annemin dediğine göre Bulgaristan'da da o şekilde oralardan su içiliyormuş, şaşırdım. 

En Sevgi Dolu: Üsküp'te taksi ve otobüsle bir yerlere gittiğinizde hemen hemen aynı fiyatı ödediğiniz için herkes taksi kullanıyor. Kazık atmaya çalışan da çok kişi var. 2 gün önce taksici kanka amca bulduk :) Adı George. Birçok Türk'ten çok daha sevecen davrandı bize sağ olsun. Telefon numarasını da verdi. Nereye gitmek istesek onu arıyoruz. Karısı Türk dizilerine bayılıyormuş. Muhteşem Süleyman'ın gözlerine aşıkmış :D

En Berbatı: Söze böyle başlamak istemezdim; ama... Eey Avrupalı.. Her sokak başı parfüm sıkmayı biliyorsun; ama tuvaletten çıkınca elini bırak sabuna suya bile değdirmiyorsun. Kusmam geliyor. Kimseyle el sıkışmak istemiyorum :(


 







4 Eylül 2017 Pazartesi

Karabük Gezisi

Bayramın en güzel şeyi bu gezi oldu. :) Şeker ve Tokatlı Kanyonlarını gezdik. 

Bayramda blog yazılarını okuyamadım hiç :( Yarın da Makedonya'ya gidiyorum. Vizem çıkmamış... Sanım gelip almam gerekecek. :) Hayatım düzene girdiğinde tekrar uğrayacağım buraya :) Beni unutmayınız :)

Bu arada son fotoğraftaki örümcek ağı ve yağmur damlaları bir harika değil mi :)








30 Ağustos 2017 Çarşamba

Ufak Not

Bayram dolayısıyla yine en nefret ettiğim ilde, en nefret ettiğim kişilerle birlikteyim. Ruhen ve fiziken çöküntünün yanı sıra internetin yokluğu sebebiyle bir süre aktif olamayacağım. :( 

Bu arada Kurban Bayramı'ndan ziyade asıl kutlanması gereken Zafer Bayramı... Hepinizin Zafer Bayramı'nı kutluyorum. Burada iyi veya kötü şartlarda da olsa hayatta var olmamızın sebebi Mustafa Kemal ATATÜRK'e sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

25 Ağustos 2017 Cuma

Gönüller Bir Olunca

Herkes farklı hayatlar arar. Bulunduğu yerden farklı, heyecan verici… Yeni kişilerle tanışmak ister. Bazen imkansızı ister. Mavi balık da imkansızın peşinden koşarmış hep. Bundan dolayı da bir türlü mutlu olamazmış. Çünkü hiç imkansız olana ulaşıp tatmin olmamış şimdiye kadar. Tabii şanslıymış… Ailesi, arkadaşları varmış. Ancak gözü hep yukarıdaymış. Güneşin ışıltısını daha yakından görmek, yeryüzüne daha yakın olmak istiyormuş. Biraz da laftan anlamaz bir balıkmış. Arkadaşları ve ailesi onu hep uyarırmış. “Büyük bir balık değilsin, yukarı çıkar ve zıplayıp etrafa bakmaya devam edersen bir gün bir kuşa yem olursun.” derlermiş. Haklı olduklarını bilse de balık bu huyundan vazgeçmezmiş. Nasıl ki bir insan tutkusunu kaybederse yaşayamaz, mavi balık da öyle düşünüyormuş.

Mavi balık bir gün yine kimseye haber vermeden yukarı çıkmak için hazırlanmış. Pullarını düzeltmek için yosunlara sürtünmüş. Sonra ailesi gelmeden hızlıca yukarı doğru yüzmeye başlamış. En sonunda güneş ışınlarının denize değdiği o çizgiye gelmiş. Hazırlanmıış ve zıp… Her şey çok güzelmiş. Bir kere daha zıplamış. O ara ilgisini çeken bir şey fark etmiş. Ağacın en üst dallarında bir sincap görmüş. Elinde kahverengi, sert kabuklu bir şey… Sürekli onunla ilgileniyor. Birkaç kez daha zıplayıp bakmış sincaba… Nedense kendisine çok yakın hissetmiş. Ama ailesi onun yokluğunu fark etmeden geri dönmesi gerekiyormuş. Denizin derinliklerine dalmış ve gözden kaybolmuş.

Mavi balığın varlığından habersiz sincap günlerdir kışa hazırlık için yiyecek topluyormuş. Sürekli aynı şeyleri yapmaktan sıkılan sincap ormandan biraz uzaklaşmak istemiş ve deniz kenarında bir ağaç bulup oraya yerleşmiş. Bir süre orada kalmaya karar vermiş. Akşamları evine gidip topladığı palamut, ceviz, fındık ne varsa onları bırakıp sabaha karşı yine dönüyormuş yazlık ağacına.

Ertesi gün mavi balık arkadaşı Gece’nin yanına gitmiş. Gece’ye “Nedenini bilmiyorum; ama ben bu sincapla tanışmalıyım.” demiş. Gece arkadaşına engel olmak istese de kafasına koyduğu şeyi yapacağını bilir. Nasıl dikkat çeker düşünmüşler. Zıplayıp durmaktan başka yapabileceği bir şey yokmuş mavi balığın. Elbet bir gün fark edecektir sincap onu. Tabii mavi balık o ara zıplama provaları da yapıyor. Sonuçta zıplarken ağzı, gözü yamulmamalı. Sincap ondan korkmamalı. Hem bu enine siyah çizgiler onu fazla kilolu gösteriyor muydu acaba?.. Bunları düşünürken uykuya daldı balık… Ertesi gün hemen hazırlandı ve yukarı çıktı.

Zıpladı balık. Tekrar ve tekrar zıpladı. Ve birden… Sincapla göz göze geldiler. Balık hemen aşağı düşse de o an sanki zaman durmuştu. Sincabın gözleri güneş ışınlarından, gökyüzünü süsleyen yıldızlardan kat ve kat daha ışıltılıydı. Sanki yeryüzünün bu kadar güzel olmasının tek sebebi o sincaptı. Yemyeşil o ağaca ne kadar da yakışıyordu. Sincap balığı gördüğü an elindeki cevizi yere düşürmüştü. Ama gözünü aşağı indirip nereye gittiğine dahi bakamıyordu. Balığın pulları güneş ışığında parıldıyordu. Mavi renginin üzerindeki çizgiler onu özgürleştiriyordu. Sanki mavi gökyüzünde uçan siyah kuşlar gibiydi balığın çizgileri… Balık denize her düştüğünde tekrar zıplamasını bekliyordu sincap heyecanla. Balığı her gördüğünde aynı heyecana kapılıyordu. Çok farklı hayatları vardı ikisinin de… Lakin her gün birbirlerini görmek için, biraz daha birbirlerine yakınlaşmak için çabalıyorlardı. Balık her gün zıplaya zıplaya sporcu olmuştu. Sincap ise kışın dahi denizin serinliğine rağmen o ağaçta yaşamıştı.



Herkes farklı hayatlar arar. Bulunduğu yerde farklı, heyecan verici… Yeni kişilerle tanışmak ister. Bazen imkansızı ister. Lakin hayat imkansızı da gerçek kılabilir. Ne demişler…. Gönüller bir olunca balık denizin derinlerinden çıkıp ağacın en yüksek dalına kadar zıplar, sincap denize girip yüzmeyi huy edinir…

24 Ağustos 2017 Perşembe

Deliliğe Övgü-Desiderius Erasmus

Bu ara kitaplarla ilgili yazmak istemiyorum nedense. Ancak bu kitabın yeri ayrı. Zira incecik kitaptan 8 sayfalık alıntı çıktı. Rekor alıntı. Hani baş ucu kitabı yapılsa yeridir. Sürekli adını duysam da anca okudum. Yorumu da ertelemek istemedim.

Yazardan okuduğum ilk kitap. Kitapta “Delilik” bir Tanrı olarak kendisini halka sunuyor. Kendisinin önemini öyle bir anlatıyor ki bilgelikten çok daha önemli olduğunu görüyorsunuz okurken. Bazı durumlarda şaşırtıcı ifadelerle bilgeliğin ne kadar yanlış yorumlandığını da öğreniyorsunuz. Din adamlarından filozoflara kadar her kesime hitap edecek bir anlatımla savunuyor kendisini.

Deliliğe göre yönetici konumda olanlar, din adamları, bilgeler aslında çok büyük bir yük altında. Bir ülkeyi, imparatorluğu yöneten kişi işinin ciddiyetinin farkında olsa ne kadar panik olur, bu yük altında nasıl ezilir… Peki onu bu durumdan kim kurtarabilir? Delilik…

Her insanın içinde var ve onu öldürmemek gerek.

  • Ciddi şeyleri alaya almak kadar çocukça bir şey nasıl yoksa, alayları ciddiye almak kadar da alaylı bir şey yoktur.
  • Ancak delilik, gençliğin hızını yavaşlatır ve can sıkıcı ihtiyarlığı bizden uzaklaştırır.
  • Dostların aşırılıklarına göz yummak, onların kusurları hakkında hayale kapılma, bu kusurlar taklit etmek, onlardaki en büyük ahlaksızlıkları sevmek, birer erdemmiş gibi bunlara hayran olmak, delilik değil midir? (Cidden bir arkadaşlık ilişkisinde var olan her şeyi açıkça ile getirmiş :D )
  • …tedbir deneyimden ibaretse, tedbirli gibi bir unvana kim daha layıktır: korku ya da utanma nedeniyle hiçbir işe girişemeyen bilge mi, yoksa utanması arlanması olmadan tehlikeyi de hiçbir zaman göremeyen ve aklına eseni pervasızca yapan deli mi?
  • Ayıp, rezalet, namussuzluk, hakaret ancak zarar vermesini isteyenlere zarar verir. Bir dert, onu önemsemeyene dert değildir. Herkes sana ıslık çalıyor; sen kendini alkışladıktan sonra sana ne? İşte, insanın kendini alkışlamasına sebep, sadece deliliktir.
  • …aktörler, müzisyenler, hatipler ve şairler böyledirler. Ne kadar az hüner sahibiyseler, o derece gururludurlar. Bununla beraber, bütün deliler, kendilerini alkışlayan başka deliler bulurlar.
  • Vanitas vatitatum et omnia vanitas. -Bütün insan ömrü, deliliğin yarattığı bir hayalden ibarettir.
  • Eğer uyruklarımdan olan yüze gülme, oyunlar, hatırşinaslık, ikiyüzlülük ve kurnazlıklar, erkekle kadın arasındaki bağı durmadan desteklemese, korumasa her gün ne kadar boşanma,ne kadar uğursuz olaya tanık olurduk! (Acı ama gerçek gibi :D )

20 Ağustos 2017 Pazar

İnsani Arızalar

Merhabalar…

Bugün sizlere hayatımda sürekli karşılaştığım 2 arızadan bahsedeceğim… Aslında bu güzel bir mim olabilir. Yani eğer isterseniz sizler de yazabilirsiniz. Eğlenceli olacağını düşündüm. O zaman başlıyorum.

1- Bende ne yazık ki B12 vitamini eksikliği var. Aslında gereken tüm besinleri tüketiyorum; ama midem bu vitamini sindirmiyor ve direkt atıyor. Hap içtiğimde de aynı problem oluyor. Yani direkt kana karışması lazım. Hayatım boyunca her ay B12 iğnesi olmam gerekiyor. Lakin bu birçok zaman aksıyor…

Şöyle ki… Bu vitamin eksikliğinde unutkanlığınız artıyor. Benim zaten hafızam çok güçlü değil. Unutkanlık nüks ettiği için ben iğne yaptırmayı da unutuyorum. Diyebilirsiniz ki… “E o zaman telefon takviminden alarm kur…” Lakin bu unutkanlık öyle bir şey ki ben onu yapmayı da unutuyorum :D Neyse bugün iğnemi oldum. Sadece 1 haftalık gecikmeyle :D

2-  Bir diğer arızam da göz sağlığımla ilgili. Gözlerimde hem miyop hem de astigmat var. Miyop 5 numara… Yani anlayacağınız gözlük veya lens takmadan pek net göremiyorum. Eğer ortam karanlıksa bir şey görebilmem imkansız. (Eskişehir Adalar’da gezerken karşıdan karşıya geçeceğim köprüyü bile bulamamıştım bir zamanlar :D)

Her neyse… Ben yaklaşık 4 yıldır genellikle lens kullanıyorum. Çok daha rahat geliyor. Lakin eğer gözlüğümü her zaman koyduğum yere koymadıysam yandık… Akşam lensimi çıkartıyorum ve gözlüğüm olması gereken yerde değilse tüm gece kör dolaşmak zorunda kalıyorum. Çünkü koskoca evde o gözlüğü bulamıyorum. Bir süre sonra da o bulanık görüşten midem bulanıyor ve yatıyorum zaten :D



İşte böyle :D Beğenirseniz ve hayatınızda yaşadığınız bu tür olaylar varsa, yazarsanız haber verin. Birlikte okuyalım :)

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Pasaport Macerası

Lanet bürokrasi yazımda vize maceramı anlatmıştım. Tabi bu seviyeye gelmeden önce bir de uğraştığım pasaport meselesi var :D

Makedonya’da 3 aydan fazla kalacağım için vize almak zorundaydım ve bu vize sadece bordo pasaporta veriliyor… Nedenini anlamak zor. Yani anlayacağınız ben gül gibi yeni aldığım yeşil pasaportumu değiştirmek zorunda kaldım. -.-

Mecbur olunca ben de yeni pasaport almak için randevu aldım. O zamanlar Eskişehir’deydim. Lakin emniyetin yerini bilmiyordum. Neyse açtım Google Haritalar’ı. Baktım ki emniyet çok da uzakta değil. Yürünerek bile gidilir… Belediye tarafından bir yerde… Randevuyu erkene aldım ki öğlen okula yetişeyim… Çıktım, başladım yürümeye. Haritadan da bakıyorum arada. Lakin bir türlü bulamıyorum. Sonra yolun karşısında zabıta gördüm. Emniyetin yerini onlar bilmesin de kim bilsin… Gittim sordum. Bana demesinler mi onların yeri değişti… Birleşip çevre yolunda bir yere taşınmışlar. Fazla vaktim olmadığı için taksiye binmek zorunda kaldım. Çünkü kim bilir otobüs ne zaman gelecek.

Taksiden indim. 10-15 dakikada ulaşmıştım. Koskoca bir yer. Girişi bulmak da zor geldi :D Neyse bir yere girdim. Bayağı araç falan var. Kapı görmüştüm, açıksa oradan girerim diye düşündüm… Düşünmez olaydım :D Kapı kapalıymış. Ama dönerken daha büyük bir sürpriz bekliyordu beni. Bir polis memuru geldi hızla. Dedi ki: “Hanfendi siz ne yazıyorsunuz?! Burası yasak bölge. Tüm kameralar sizi gördü. Ne işiniz var orda…” E arkadaşım ben her gün emniyete mi geliyorum ne bileyim! Madem yasaklı bir şeyle kapat orayı insanlar girmesin! Neyse o sinirle girdim içeri.


Bir türlü neden bordo pasaport istediğimi anlayamadılar. Konsolosluğu aradılar falan. Sonra düşündüler ki acaba ailemde Fetöcü var, bu yüzden mi değiştirmek istiyorum. Sonra uzun bir süre araştırdılar. En sonunda alabildim pasaportu. Bir de öğrenci kimliğimi unuttuğum için tekrar gitmek zorunda kaldım, yolda yaralandım falan… Yani hem sakar hem de şanssızım biraz :D Bayağı uzun oldu bu yazı. O yüzden kestim :D

17 Ağustos 2017 Perşembe

İdeal Sevgili Kimdir?

Çoğu insan hayatının büyük bir kısmını ideal sevgilinin hayalini kurarak ve onu bulmaya çalışarak geçiriyor. Elbette hayattaki tek amaç bu olmasa da… Kim düşünmemiştir ki… Birçok seçenek var. Hem fiziksel anlamda hem de ruhsal anlamda sizin için doğru kişiyi bulduğunuzda hayatınız çok daha iyi bir hal alabilir.

Fiziksel anlamda sarışın, esmer, kumral… Orta boylu, kısa ve uzun boylu insanlar… Kahverengi, mavi, ela ve yeşil gözler… Çok fazla çeşit var. Kimisi göze önem verir, kimisi ellerin, gülüşün güzelliğine. Herkes farklı kriterlerde birisini arar. Lakin sonuca baktığınızda genellikle hayallerinize tıpatıp uyan birisini bulamazsınız.

İsterseniz ki naif, cana yakın, komik birisi olsun yanınızda… Hayatınız boyunca seçim yapamayan biriyseniz sizin yerinize bazı şeylere karar verecek, ipleri eline alacak birisini ararsınız. Herkesin kendi tercihi tabii… Lakin insanların yaptıklarını düşündükçe, gördükçe tercihlerimizin ne kadar yanlış olduğunu anlayabiliyoruz.

Pekii ideal sevgili kimdir? Tabii ki hayvanlar :) Kedi, köpek fark etmez…

İlk olarak gözü dışarda değildir, size sadıktır.

İnsanlar gibi komplike düşüncelere sahip değillerdir. Ne zaman ne istediğini veya istemediğini kolay şekilde anlayabilirsiniz.

En önemlisi ise sizden sevgiden başka bir şey istemezler. Ne kadar tatlış değil mi 😊

Ne bileyim sosyal medya hesapları falan yoktur mesela :D


Yani işin aslı… Kedili bir teyze olmak aslında kötü bir şey değil. Aksine sizi mutlu edecek bir şey. İnsanlardan hayır yoksa boşverin 😊 Çok da önemli değil.

8 Ağustos 2017 Salı

Lanet Bürokrasi!

Bu bürokratik işler ne kadar berbat. Bu ülkede yaşayıp bundan şikayetçi olmayan birisini görmek mümkün değil ne yazık ki. Ancak bunlar sadece Türkiye için de geçerli değil. Kendisini Avrupa ülkesi olarak gören lakin en ufak bir işlem dahi yapamayan bir Makedonya var örneğin. Neymiş, hükümet değişmiş, işlemler yavaşmış…

Erasmus ile Makedonya’ya falan gidecek arkadaşlar varsa şimdiden dur diyorum! Sakın ha, o hataya düşme! İlk olarak yeşil pasaportu olan birisi olarak bordo pasaport almak zorunda kaldım. Bir de üzerine 3 aydan fazla kalacağımdan oturma iznine ihtiyaç duyacağım için vize almak zorunda kaldı. Ama ne vize ne vize… İstemedikleri şey yok. Konsolosluktan alacağınız vize formu ve geçici ikamet izni formu hayatınızda göreceğiniz en saçma bürokratik form olacaktır. Kelimelerin dahi yanlış yazıldığı bir resmi form(!).

Haa bu arada, pasaport değiştirme maceramda bir harikaydı. Herkes neden bordo pasaport istediğimi merak etti. Babamın Fetöcü olup olmadığını bile sorguladılar. O yüzden mi değiştiriyorum. Yurtdışına mı kaçacağım diye :D Kimse akıl erdiremiyor tabi … Bir de emniyette tutuklanıyordum az kalsın. O hikayeyi başka bir zaman anlatırım :D

Bunun dışında Türkçe olan tüm belgelerinize noter onaylı bir Makedonca çevirisi yaptırmanız gerekiyor. Hani ne var İngilizce olsa çeviri… Böyle bir şey yapmak yaklaşık 500 TL’yi gözden çıkarmanız gerekiyor. Bunun dışında memur ailesinde büyümediyseniz ve sosyal güvenceniz yoksa özel sağlık sigortası yaptırmanız gerekiyor. Kim bilir o kaç paradır?..

Aynı zamanda Ankara’da koskoca büyükelçilikte çalışan bir Makedon yetkili olması ve kendisine yaklaşık 15-20 günlük tatil ilan etmesi de inanılmaz bir durum… Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum :D İşler mecburen İstanbul’a kaldı.

Okul ve yurt ile olan saçmalıkları hiç anlatmaya gerek duymuyorum. Kimsenin kimseden haberi yok. Lakin bu vize işlerinde bu problemler hep oluyormuş herhalde… Bir iç dökme seansı oldu sanki… Ama içimi rahatlatmam gerekiyordu.


Bir an önce şu işleri bitirip yemyeşil pasaportuma kavuşmak istiyorum. Gitmeden soğudum Makedonya’dan. Lakin umarım, güzel günler bizi bekliyordur.

6 Ağustos 2017 Pazar

İntihar



20-25 yıldır evli bir çift. 2 tane de çocukları var. Çocuklardan birisi büyük olsa da diğeri henüz 10 yaşlarında. Aşk, sevgi, saygı gibi hiçbir şeyin olmadığı bu evlilik elbette zorla ilerliyor. Sadece çocuklar için. Her an birbirine düşmanmış gibi laf söyleyen iki kişi söz konusu. Küçük çocuğa şaka gibi gelse de büyük çocuk evde olduğu süre boyunca huzursuzluk dışında bir şey hissetmiyor.


Uyku problemi olan bir kadın var. Ses, ışık her şey etkiliyor onu. Adam da inatla yatak odasında film, dizi izleyerek uyumak peşinde. Hal böyle olunca 10-15 yıldır ayrı uyuyor çift. Lakin kadın hala o aksiyon ve gerilim filmlerinden, dizilerinden rahatsız olmaya devam ediyor. Sonuçta aynı evin içinde sesten ne kadar kurtulabilirsiniz ki… Çığlık sesleri, patlama, kırılma sesleri... Adamın da kulakları sağır mıdır nedir?.. İnadına açıyor o sesi. Evde sadece bir şeylere kızmakla vakit geçiriyor. Onun dışında film, dizi izlemek dışında ve yiyip içmek dışında tabii yapabildiği herhangi bir şeyi yok. Kadın her gün o sesi kıs, doktora git kulakların problemli diyor. Ancak ne işe yarar ki… Adamın umrunda değil elbette kadının uyuyup uyumaması. Her gün aynı şekilde geçip gidiyor. Artık çıldırmak üzere olan kadın bir gece bir cinnet anında mutfağa girip kendisini bıçaklıyor. Büyük çocuk sesleri duyduğu an hemen küçük kardeşini alıp evden kaçıyor. Yolda hemen polisi arıyor. Hayatı boyunca babasından nefret eden büyük çocuğun aklında olan tek şey babasının geberip gitmesi. Lanet olası o adam ise böyle bir durumda tabletini, telefonunu alıp evden çıkıyor. Hayatını hiçbir şey olarak geçirmekten gocunmayan adam 3 kişinin hayatına mal oluyor. 


21 Temmuz 2017 Cuma

Baştan Başa Latin Amerika

Geçen dönem 6 ay süren bir Latin Amerika stajı yapmıştım. O kadar siyasi kitap ve tarih kitabı okuduktan sonra bir gezi kitabı olan Baştan Başa Latin Amerika çok iyi geldi. Çünkü ne kadar okumak zorunda olsam da tarih kitapları beni çok yoruyor. Kitaba gelecek olursak…

Eğer yanlış hatırlamıyorsam bu kitap hayatımda okuduğum ilk gezi kitabı oldu. Sevdiğim bir kıta olduğu için de heyecanla okudum. Okurken hem kıskandım hem sinirlendim :D Sinirim kendime. Hiçbir zaman 3 aylık bir geziye çıkabileceğimi düşünmüyorum. Bünyem zayıf ve en ufak bir olumsuzlukta yerlerdeyim genelde :D.

Kitap iki bölüme sahip. Kitabın ilk kısmında Pırıl Yay Aydın bir arkadaşıyla Latin Amerika serüvenine başlıyor. Burada gitmeden önce yaptığı araştırmaları, izlediği yolu anlatıyor önce. Hazırladığı çantanın dahi ayrıntısını veriyor. Yani bir seyahate hazırlananlara iyi bir rehber niteliğinde yazılmış kitap. Sonrasında yolculuk başlıyor. Gittikleri ülkeler, şehirler hepsini yazıyor. Burada tanıştıkları kişiler, yaşadıkları kötü ve iyi deneyimler... Her şey kitapta mevcut. İşi gücü bırakıp bu yolculuğa karar vermesi gerçekten etkileyici. Kitabın ikinci kısmı 7 yıl sonra (yanlış hatırlamıyorsam) yazdığı bu kitap sayesinde tanıştığı eşiyle gezdiği diğer Latin Amerika ülkeleri ve şehirlerini kapsıyor. Ancak ben arkadaşıyla gezdiği kısımları daha çok sevdim. Çünkü orada yaşanan ilkler sanki Pırıl’ı daha çok etkilemişti ve daha bir heyecanla yazıyordu. İkinci kısım kitaba sonradan ekleniyor tabii.

15 ülke ve 100’den fazla şehir… En çok heyecanlandığım kısım ise etkin bir volkanik dağı ziyaret etmeleriydi. Ben de o volkanik dağın kenarına bir örtü atıp piknik yapmak istiyorum. Piknik şart :) 

Bu arada bir de blog yazıyormuş Pırıl Yay Aydın. Şuraya tıklayarak siz de bir göz atabilirsiniz. Kendisi Latin Amerika dışında Afrika ve Asya gezileri de deneyimledi.
  • Cep telefonu ve e-posta, internetteki paylaşım siteleri, bloglar olduğundan beri sevdiklerimizi görmeyi ne kadar istiyoruz gerçekten?
  • Acaba tembellik mi fakirliği, fakirlik mi tembelliği getiriyor diye düşünüyor insan ister istemez.
  • Zaten geçen 30 yıllık hayatımda, mutluluğu, bir gezide aramayacak kadar da tanımışımdır sanırım.

20 Temmuz 2017 Perşembe

İşinin Ehli

Küçük bir anımı anlatacağım bugün. Okula politika alanında oldukça yüksek mevkiden birisi gelmişti. Adını vermeyeceğim çünkü olay genele yönelik bir şey. Konuşma sırasında oldukça ciddi konulara değindikten sonra konular arasına espriler de serpiştiriyor (kendince). Meclise gittiği ilk an gördüklerini anlatıyor. Elbette milletvekilleri arasında bir tartışma var. Birbirlerine kin kusuyorlar. Neredeyse boğacaklar kendilerini. Sonrasında ise birdenbire normal ve çok sakin bir hale bürünüyorlar. Adam da ilk kez karşılaştığı için şaşırıyor. Meğer o an çekim yapılıyormuş ve çekim durduruldu diye tartışma da kesilmiş. Herkes gülüşme içerisinde.


Konuşmacı bunu komiklik olsun diye anlatıyor. Politikacıların bir nevi oyuncu olduklarını söylüyor. Bu yanlış tutum siyasetteki ciddiyetsizliği trajikomik şekilde sergiliyor aslında. Bu kadar yüksek mevkide birisinin çoğunlukla siyasetle ilgilenen kişilerin bulunduğu konferansta bu olayı gülerek anlatması hoş değil. Bu olayların mecliste yaşanıyor olması hiç hoş değil. İşinin ehli ve işinin ciddiyetini anlamış kişiler var olmadığı sürede bu anılar hep gülerek anlatılacaktır.

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Biz Yaparız!

Yorum farklılıkları olmasına rağmen ben de inanıyorum ki insan bilmediğini hayal edemez. Çünkü insan bilgiden güç alır. Buradaki bilgi basit coğrafya bilgisi veya matematik bilgisi değil. Yeni kişilerle tanışmak, farklı kişilikler ve yerler görmek, kültür tanımak ve hayat görüşü edinmek şeklinde karşınıza çıkan bilgiden bahsediyorum. Bu şekilde bir bilgiyi edinmek için en basit yol ise okumak. Farklı ülkelerin yazarlarından kitaplar okumak, müzikler dinlemek… Dergi, şiir… Yararlanılabilecek o kadar bilgi kaynağı var ki…

Bilgi sayesinde bir şeylere dair inancınız güçlenir. İnanç beraberinde hayal etmeyi getirir. Hayaller sayesinde bir şeyleri gerçekleştiririz. O yüzden bugün okuduğum şu köşe yazısını sizlerin de okumasını istiyorum. Köşe yazısına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Bilelim ki hayal edelim… Hayal edelim ki yapalım… Çünkü biz yapabiliriz.

Topuk sesleri duymazdan gelinmesin.

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Akıl Oyunları

Bazen en çok korktuğunuz, kaçındığınız ve küçümsediğiniz şeyler başınıza gelebilir... Ya da siz öyle sanabilirsiniz... Bu durumlarda hayata küsmek yerine kendinize inanmanız daha çok işe yarayacaktır.

Akıl Oyunları uzun zamandır okuduğum en güzel kitaplardan birisi oldu. :) Bir de Akıl Oyunları adında bayağı popüler bir film var. Lakin bu kitapla ilgisi var mı tam olarak bilmiyorum, filmi izlemedim. Bir de kitabın asıl adı "Delirious" olduğu için o filmle bağlantısı olmayacağını düşündüm. Ancak şizofren vakası benzerlik gösteriyor. 

Uzun zamandır macera, polisiye tarzı kitap okumayınca ne kadar özlediğimi fark ettim. Ancak ara verince aldığım tat çok daha fazla arttı.Hele kitabın son 150 sayfası o kadar çabuk akıp gitti ki kitap ne ara bitti anlayamadım... Şizofreni vakaları, polisiye ve macera sevenlerin beğeneceğine eminim yani.

  • Kendime günübirlik yaşamam gerektiğini hatırlatacağım.
  • Elinde olan tek şey bugünse geçmişte ne yaptığının bir önemi yoktur.
  • Zengin olman geçmişi alt ettiğin anlamına gelmiyor, sadece paran                         olduğu anlamına geliyor.
  • Yalan söylemek keşfetmenin anası değilse bile, en azından kuzeni falan olmalıydı.
  • Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın.
Düzenleme: Filmi izledim. Kitapla alakası yokmuş :D

23 Haziran 2017 Cuma

Kadın Kadının Dostu Olsun

Hayatın tamamı için bu söylenemese de sosyal hayat dayatmalardan ibaret. Üzerimize yüklenen roller hayatımızın tamamını etkiliyor. Herkes için geçerli olan bu dayatmalar ataerkil bir toplum söz konusu olduğunda ne yazık ki kadınlara daha fazla yükleniyor. Ne giyeceğinizden ne yiyip içeceğinize, ne zaman dışarı çıkacağınıza, hangi meslekleri yapabileceğinize yani kısacası her alana müdahale edip sizleri kendinize yabancılaştırıyor. Elimizde olan şeyler onlar değil, bizler tarafından ne yazık ki değiştiriliyor ve sözde toplumsal bir uyum sağlanıyor. Tabii sadece dış etkileri suçlamak olmaz. “Kadının düşmanı kadındır.” ifadesi bana kalırsa çok doğru.

Birçok kadın çoğu zaman acımasız davranabiliyor. Bunlar her zaman kasıtlı yapılmak zorunda da değil. Fark etmeden kırdığımız kalpler kim bilir ne kadardır… Bunu ilkokul yaşındaki çocuklarda da görebiliriz. Çocuk dobralığını bilirsiniz. Aklından ne geçiyorsa pat diye söylerler. Bunu yaparken de çoğu zaman karşısındakine ne kadar zarar vereceğini fark edemez. Lakin bizler çocuk değiliz ve eylem ve söylemler her zaman dobralıkla ifade edilemeyecek kadar çirkin oluyor. Kendi kusur ve eksikliklerimizi başkalarının kusur ve eksikliklerini ön plana çıkartarak kapatamayız. Hem zaten her kusur da kapatılmak zorunda değildir. Çünkü kusursuz olmamız gerektiği de sadece toplumsal dayatmalardan birisi.

Toplumsal nitelikli dayatmaları bilerek ve isteyerek yönlendirmek ise apayrı bir konudur. Bu da herkesin bir kere dahi olsa yapmış olduğu bir şeydir eminim. Sırf birisini sevmediğiniz için, bir şekilde zarar vermek istediğiniz için, belki de intikam almak için yapmış olabilirsiniz bunu. Ancak sizin bu yaptığınızın sizin kişisel probleminizle bir ilgisi olmadığını bilmelisiniz. Bu davranışlar veya söylemler o kişiye değil toplumdaki tüm kadınlara karşı yöneltilmiş olur. Bunu düşünerek hareket etmek, problemlerinizi kişisel çizgide çözmek daha doğru olacaktır.


Bu konuda ne yapılması gerektiğini söyleyecek, bilecek bilgelikte olmamak üzücü. Ancak başkalarına karşı hareketlerimize, sözlerimize ve bakışlarımıza biraz daha dikkat etmek ufak da olsa bir çözüm olabilir. Gençten yaşlısına, öğretmenden devlet büyüklerine kadar herkesin kadın düşmanı olduğu bir ülkede kimsenin bir düşmana daha ihtiyacı yoktur. Dayatmalara değil birbirimize ve gerçeğe destek olalım.